Takvimden yalnızca aylar eksilmiyor; ömrümüzden de günler eksiliyor.
Bir Rebiülevvel ayını daha geride bıraktık ve hicrî takvimin dördüncü ayı olan Rebiülahir’e girdik. Peki Rebiülahir ne demek?

VURAL YEŞİLYURT
trtbafra@gmail.com - 05363267627“Rebi” kelimesi; bahar, bahar yağmuru, bolluk ve bereket gibi anlamlara geliyor. Rebiülevvel “birinci rebî”, Rebiülahir ise “sonraki rebî” ya da “ikinci rebî” anlamında kullanılıyor.
Rebiülevvel denildiğinde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) dünyaya teşrifini hatırlıyor, Mevlid Kandili vesilesiyle onun hayatını, ahlakını ve insanlığa bıraktığı büyük mirası yeniden düşünüyoruz.
Ardından Rebiülahir geliyor.
Rebiülahir; Recep, Şaban ve Ramazan ayları gibi belirli kandillerle öne çıkan aylardan biri değildir. Ancak bana göre bu durum onun değersiz veya önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Çünkü insanın bazen özel bir güne değil, kendisiyle baş başa kalacağı bir zamana ihtiyacı vardır.
Belki de Rebiülahir ayını böyle değerlendirmeliyiz.
Bir çiftçiyi düşünün...
Tohumunu toprağa atar.
Sulamasını yapar.
Emeğini verir.
Bekler.
Ve zamanı geldiğinde ürününü toplar.
Sonra ne yapar?
Tarlasına bakar.
“Bu yıl neyi doğru yaptım?”
“Nerede hata yaptım?”
“Gelecek yıl neyi daha iyi yapabilirim?”
diye düşünür.
İnsan hayatı da bundan çok farklı değil.
Bizler de günlerimizi, aylarımızı ve yıllarımızı ekip biçiyoruz.
Bir söz söylüyoruz, bir gönle dokunuyoruz.
Bazen iyilik yapıyoruz, bazen istemeden kalp kırıyoruz.
Bazen yardım ediyoruz, bazen yardım isteyen birini görmeden geçiyoruz.
Bazen şükrediyoruz, bazen elimizdeki nimetlerin kıymetini unutuyoruz.
İşte Rebiülahir ayı, benim düşüncemle, insanın kendi gönül tarlasına dönüp bakabileceği güzel bir zaman dilimi olabilir.
Şöyle bir soralım kendimize:
Geride bıraktığımız günlerde gönül mü kazandık, gönül mü kırdık?
Anne ve babamızı aradık mı?
Akrabalarımızı, dostlarımızı, komşularımızı hatırladık mı?
Bir yetimin başını okşadık mı?
İhtiyaç sahibinin kapısını çaldık mı?
Kırgın olduğumuz biriyle barışmak için adım attık mı?
Kul hakkına dikkat ettik mi?
Kazancımızın helal olmasına özen gösterdik mi?
Ve belki de en önemlisi:
Rabbimize karşı kulluk vazifemizi ne kadar yerine getirebildik?
Takvimde ayların değişmesi aslında insana çok önemli bir şeyi hatırlatıyor:
Ömür de geçiyor.
Dün Rebiülevvel’di, bugün Rebiülahir...
Bugün dediğimiz gün de yarın geçmiş olacak.
İnsan bazen hayatın koşuşturması içerisinde günlerin nasıl geçtiğinin farkına varamıyor.
Para kazanmak, iş yetiştirmek, evlat büyütmek, geçim derdi, sağlık sorunları derken bir bakıyoruz ki yıllar geçmiş.
Fakat geriye dönüp baktığımızda önemli olan ne kadar yaşadığımızdan çok, nasıl yaşadığımız oluyor.
Kaç kişinin duasını aldık?
Kaç insanın yükünü hafiflettik?
Arkamızdan güzel söz söyleyecek kaç gönül bıraktık?
Asıl hesap belki de burada başlıyor.
Onun için Rebiülahir’i sadece takvimde değişen bir ay olarak görmeyelim.
Onu bir muhasebe ayı olarak değerlendirelim.
Geçmişimize bakalım, hatalarımızdan ders çıkaralım, kırdığımız gönülleri onarmaya çalışalım.
Çünkü insanın gönlündeki baharın mevsimi yoktur.
Bir güzel sözle bahar gelir.
Bir tebessümle bahar gelir.
Bir özürle bahar gelir.
Bir helalleşmeyle bahar gelir.
Bir ihtiyaç sahibinin elinden tutmakla bahar gelir.
Yeter ki gönüllerimiz kışa dönmesin.
Rebiülahir ayının ülkemize, milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa sağlık, huzur, kardeşlik ve bereket getirmesini temenni ediyorum.
Rabbim bizlere ömrümüzün muhasebesini yapabilmeyi, yanlışlarımızdan dönebilmeyi ve geride hoş bir seda bırakabilmeyi nasip etsin.
Unutmayalım:
Takvimden yalnızca aylar eksilmiyor; ömrümüzden de günler eksiliyor.
Kalın sağlıcakla.