Zor Veda…
İnsanoğlu doğar, yaşar, büyür ve bir gün bu dünyadan göçer. Doğanın değişmeyen kanunu budur. Fakat insan, geçen yılların nasıl akıp gittiğini çoğu zaman fark edemez. Dönüp geriye baktığında ise her şey sanki dün yaşanmış gibidir.

VURAL YEŞİLYURT
trtbafra@gmail.com - 05363267627Bir zamanlar dünür başı olarak bir kapıyı çalarsınız. Allah'ın emri, Peygamber Efendimizin kavliyle bir kız istersiniz. Gelenek ve göreneklerimizin en güzel örnekleri yaşanır; söz kesilir, nişan yapılır, düğün olur ve yeni bir yuva kurulur.
Sonra hayat kendi yolunda akıp gider.
Çocuklar dünyaya gelir…
Onların ilk adımlarını görürsünüz. Ateşlendiklerinde sabaha kadar başlarında beklersiniz. Yemeyip yedirir, giymeyip giydirirsiniz. Kız-erkek ayrımı yapmadan; sağlıklı, ahlaklı, okumuş ve vatana, millete faydalı bireyler olmaları için gecenizi gündüzünüze katarsınız.
Ama anne ile babanın gözünde evlat, kaç yaşına gelirse gelsin hep çocuktur.
Yıllar su gibi akar…
Kızınız büyür, okulunu bitirir, diplomasını alır, meslek sahibi olur. Siz ise hâlâ onu ilk kez kucağınıza aldığınız günkü gibi seversiniz.
Sonra bir gün...
Kapınız çalınır.
Karşınızda tanıdık, bildik o cümle durmaktadır:
"Gençler birbirlerini görmüş, anlaşmışlar. Biz de büyükleri olarak onların mutlu bir yuva kurmaları için Allah'ın emri, Peygamber Efendimizin kavliyle kızınızı istiyoruz."
İşte o an…
Evde derin bir sessizlik olur.
Kız babasının boğazına düğümlenen kelimeler kolay kolay çıkmaz. Çünkü birkaç saniye içinde yıllar gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçer.
İlk gülüşü…
İlk "baba" deyişi…
İlk okul günü…
Mezuniyet töreni…
İşe başladığı gün…
Hepsi bir anda yeniden yaşanır.
Ama doğanın kanunu budur.
Evlatlar mutlu olsun diye büyütülür. Kendi yuvalarını kursunlar, anne baba olsunlar, siz de bir gün torun sevin diye...
Ve sonunda o zor kelime söylenir:
"Hayırlı olsun."
O cümleden sonra evde derin bir nefes alınır. Kahveler içilir, söz kesilir. Artık o ilk göz ağrınız, sizin evinizin misafiri olmaya hazırlanıyordur.
Başlar tatlı telaş…
İki aile el ele verir. Düğün hazırlıkları yapılır. Günler hızla geçer ve beklenen düğün günü gelir.
Salon dolar taşar.
Misafirler karşılanır.
Gelin ve damadın ilk dansı alkışlarla izlenir.
Pasta kesilir.
Takılar takılır.
Müzikler çalar.
Gülüşmeler yükselir.
Gece ilerledikçe davetliler birer birer ayrılır.
Salonda artık iki aile ve en yakın dostlar kalmıştır.
Son fotoğraflar çekilir.
Son sarılmalar yaşanır.
İşte tam o sırada...
Kız babası sessizce bir köşeye çekilir.
Arka arkaya yaktığı sigaranın dumanını bahane eder ama aslında gözlerini yakan sigara değil, ayrılığın kendisidir.
Gözyaşını gizlemeye çalışır.
Fakat onu uzaktan izleyen diğer kız babaları bunu çok iyi bilir.
Çünkü onlar da aynı yoldan geçmişlerdir.
Bir babanın, gözünün nuru olan kızını kendi yuvasına uğurlaması; tarifi mümkün olmayan, kelimelerin yetersiz kaldığı bir duygudur.
Geçtiğimiz günlerde değerli bir kardeşimin kızının düğününde işte bu duyguları yeniden yaşadım.
Kendimi onun yerine koydum.
Vedalaşma anını görmemek için gençleri tebrik ettim, mutluluklar diledim ve salondan erkenden ayrıldım.
Çünkü bazı vedalar uzaktan yaşanır.
Bazı gözyaşları ise sessizce akmalıdır.
Genç çiftimize ömür boyu sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum.
Rabbim iki cihan saadeti nasip etsin.
Her iki aileyi de gönülden kutluyorum.
Ve ben yine aynı sözü söylemeden geçemeyeceğim:
"İnsanın bir kızı olmalı..."
"Kızını gelinlikle uğurlayan her baba, aslında bir yanını da o arabaya bindirir. Gözlerinden akan yaş, ayrılığın değil; gururun, sevginin ve duaların sessiz tercümanıdır. Rabbim hiçbir anne ve babayı evlat acısıyla sınamasın; evlatlarımızı sağlıkla, huzurla ve mutlulukla yaşatsın. Çünkü insanın en büyük serveti, mutlu evlatlarının gülümsemesidir. Esen kalın..."