BU KÖYÜN GENÇLERİ NEDEN ASKERE ALINMIYORDU?

1937’de Çetinkaya Köprüsü yapılmadan önce Kızılırmak üzerindeki ahşap köprünün bakım ve güvenliğini üstlenen çevre köylerin gençlerine bazı muafiyetler tanındığı anlatılıyor. Bu tarihî hikâye bugün hâlâ merak uyandırıyor.

YAŞAM Yayın: 01 Ekim 2026 - Perşembe - Güncelleme: 01.10.2026 17:46:00
Editör - Vural Yeşilyurt
Okuma Süresi: 6 dk.
Google News

KIZILIRMAK’TAKİ ESKİ KÖPRÜNÜN BİLİNMEYEN HİKÂYESİ

Bafra’da Kızılırmak üzerine 1937 yılında Çetinkaya Köprüsü yapılmadan önce ulaşımı sağlayan 650 metre uzunluğundaki ahşap köprü, yalnızca insanların karşıdan karşıya geçtiği bir yapı değildi. Bölgenin ticareti, ulaşımı ve güvenliği açısından büyük önem taşıyan köprünün korunması ve sürekli onarılması gerekiyordu. Yörede anlatılanlara göre, köprünün bakım ve güvenliğini üstlenen çevre köylerin gençlerine bunun karşılığında birtakım muafiyetler sağlanıyordu.

Bugün Bafra’nın simgelerinden biri olan tarihi Çetinkaya Köprüsü’nün bulunduğu noktada, 1937 yılına kadar Kızılırmak’ın iki yakasını birbirine bağlayan yaklaşık 650 metre uzunluğunda ahşap bir köprü bulunuyordu.

Bafra Belediyesi ve Bafra Kaymakamlığı kaynaklarında da yer alan bilgilere göre, kalın kalaslarla yapılan bu eski köprünün kenarlarında yalnızca ince tahta korkuluklar bulunuyor, özellikle taşkın, yağış ve buzlanma dönemlerinde köprüden geçmek ciddi tehlike oluşturuyordu.

Ancak köprü, bütün tehlikesine rağmen döneminin en önemli ulaşım noktalarından biriydi.

KÖPRÜ SADECE BAFRA İÇİN DEĞİL, BÖLGE İÇİN ÖNEMLİYDİ

Kızılırmak üzerindeki eski ahşap köprü; Bafra ile çevre köyler, ilçeler ve diğer yerleşim alanları arasındaki insan, hayvan ve yük taşımacılığında önemli görev üstleniyordu.

Dönemin kaynaklarında ahşap köprünün yıl boyunca sürekli tamir gördüğü, özellikle Kızılırmak’ın taşkın dönemlerinde ciddi şekilde zarar gördüğü anlatılıyor. 1937 tarihli Bafra Sesi gazetesine dayandırılan kayıtlarda da köprünün yüzlerce metre uzunluğunda olduğu, taşkınlarda sarsıldığı ve kış aylarında buzlanma nedeniyle geçişin zaman zaman güçleştiği belirtiliyor.

İşte böylesine stratejik bir geçiş noktasının sürekli açık tutulabilmesi için yalnızca köprü yapmak yetmiyordu.

Köprünün korunması, bozulan bölümlerinin tamir edilmesi, yolun açık tutulması ve yolcuların güvenliğinin sağlanması gerekiyordu.

OSMANLI’DA BU GÖREVİ ÜSTLENENLERE “DERBENTÇİ” DENİYORDU

Osmanlı Devleti’nde önemli yolları, geçitleri ve ticaret güzergâhlarını koruyan özel bir sistem bulunuyordu.

Bu sistemde görev yapanlara “derbentçi” adı veriliyordu.

Derbentçiler özellikle tehlikeli geçiş noktalarında yolların güvenliğini sağlıyor, yolcuları ve kervanları koruyor, geçiş güzergâhlarının açık tutulmasına yardımcı oluyordu.

Bazı köprülerin bulunduğu bölgelerde görev yapan köprücüler de derbentçilik görevleri üstlenebiliyordu.

Osmanlı arşivlerine dayanan akademik araştırmalar, bu hizmetleri yerine getiren köy veya toplulukların bazı vergilerden tamamen ya da kısmen muaf tutulabildiğini ortaya koyuyor.

Yani devlet, önemli yolların ve köprülerin güvenliğini sağlayan vatandaşlardan bir anlamda kamu hizmeti alıyor; bunun karşılığında da çeşitli kolaylıklar tanıyordu.

“BU KÖYÜN GENÇLERİ ASKERE GİTMEZDİ”

Bafra’da eski ahşap köprüyle ilgili kuşaktan kuşağa aktarılan dikkat çekici anlatılardan biri de köprünün çevresindeki bazı köylerle ilgili.

Özellikle Mardarlı, Hasırlı ve köprü çevresindeki bazı yerleşimlerin gençlerinin, köprünün korunması, onarılması ve geçişlerin güvenli şekilde sürdürülmesi görevlerini yerine getirmeleri nedeniyle askere alınmadıkları ya da çeşitli yükümlülüklerden muaf tutuldukları anlatılıyor.

Bu anlatım uzun yıllardır bölgenin yaşlıları tarafından dile getirilen önemli bir yerel hafıza olarak günümüze kadar ulaştı.

Ancak Osmanlı derbent sisteminde vergi muafiyetlerinin uygulandığı arşiv belgeleriyle sabit olmakla birlikte, Bafra’daki söz konusu köylerin gençlerinin doğrudan ve tamamen askerlikten muaf tutulduğuna ilişkin elimizde şu aşamada açık bir arşiv belgesi bulunmuyor.

Bu nedenle bu bilgi, tarihî bir belgeyle kesinleştirilmiş hükümden ziyade Bafra’nın sözlü tarihinin araştırılması gereken önemli başlıklarından biri olarak değerlendirilmeli.

650 METRELİK AHŞAP KÖPRÜ TARİHE KARIŞTI

Bafra’nın yıllarca çektiği köprü sorunu Cumhuriyet döneminde çözüme kavuştu.

Dönemin Bafra Belediye Başkanı Zihni Lokman Bey ve diğer ilgililerin Ankara nezdindeki girişimleri sonucunda yeni betonarme köprünün yapılmasına karar verildi.

Dönemin Nafia Vekili Ali Çetinkaya’nın da yakından ilgilendiği yeni köprü tamamlanarak 4 Kasım 1937 tarihinde törenle hizmete açıldı.

Yeni Çetinkaya Köprüsü yaklaşık 250 metre uzunluğunda ve 7 bölümlü olarak inşa edildi. Köprü, erken Cumhuriyet döneminin Bafra’daki en önemli yatırımlarından biri olarak kayıtlara geçti.

Böylece Kızılırmak üzerindeki yaklaşık 650 metrelik eski ahşap köprünün devri sona ererken, Bafra ulaşımında yeni bir dönem başladı.

BİR KÖPRÜDEN DAHA FAZLASI…

Bugün Çetinkaya Köprüsü’nden geçerken görülen yalnızca tarihi bir betonarme yapı.

Ancak o köprünün altında ve çevresinde Bafra’nın yüzyıllara uzanan ulaşım tarihi, ticareti, köyleri ve insanlarının hikâyeleri bulunuyor.

Bir zamanlar Kızılırmak’ın hırçın sularına karşı ahşap köprüyü ayakta tutmaya çalışan insanların, gece gündüz geçiş güvenliğini sağlayan köylülerin ve karşılığında kendilerine sağlandığı anlatılan ayrıcalıkların hikâyesi de bunlardan biri.

Şimdi cevap bekleyen asıl soru ise şu:

Gerçekten Bafra’daki hangi köyler köprünün bakım ve güvenliğinden sorumluydu? Bu köylerin gençlerine askerlik veya başka devlet yükümlülüklerinde muafiyet verildiğine ilişkin Osmanlı arşivlerinde bir kayıt var mı?

Belki de Bafra tarihinin henüz tam olarak gün yüzüne çıkarılmamış en ilginç sayfalarından biri, bu soruların cevaplarında saklı.

 

 

Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.