Bir Izgaranın Dumanında Saklı Hayat: Hamdi Kuru
Bazen bir insanın hikâyesi, bir köy yolunda başlar… Toprak kokusuyla, sabırla, yoklukla… Ve bazen o hikâye, bir ızgaranın başında, dumanla birlikte göğe yükselir.

Hamdi Kuru…
Alaçam’a bağlı Yukarı Isırganlı köyünde doğdu.
Ne büyük şehirlerin ışıkları vardı hayatında, ne de hazır sofralar…
O, önce dua öğrendi…
Sonra hayatı…
Köyünde aldığı eğitimle, çevre köylerde fahri imamlık yaptı. İnsanlara sadece namaz kıldırmadı; sabrı, edebi, saygıyı da anlattı. Ama hayat dediğimiz o uzun yol, herkese olduğu gibi ona da başka kapılar açtı.
1960’lı yılların başı…
Bafra’da bir lokantanın arka tarafında, kimsenin görmek istemediği yerde başladı yeniden…
Bulaşıkların arasında…
Ama o, bulaşık yıkarken bile kendinden vazgeçmedi.
Kravatını çıkarmadı…
Çünkü o kravat, sadece bir kumaş parçası değil; insanın kendine duyduğu saygının simgesiydi.
Bir gün ustası Muharrem Usta onu fark etti.
Temizliğini, çalışkanlığını değil sadece…
Duruşunu gördü.
“Bu çocuk bulaşıkta kalmaz” dedi.
Önce garson oldu…
Sonra mutfağa geçti…
Ve ateşle tanıştı.
O ateş ki, kimi yakar, kimi pişirir…
Hamdi Kuru’yu ise büyüttü.

Askerlik dönüşü içinde bir hayal vardı:
Kendi dükkânı…
Kendi ocağı…
Kendi emeği…
Ama cebinde para yoktu.
Yüreğinde ise koca bir umut vardı.
İşte tam o noktada bir vefa hikâyesi yazıldı.
Tekin Tören…
Sadece bir esnaf değil, bir kapı oldu ona.
Veresiye verdi, inandı, destek oldu.
Ve 1966 yılında, Beşyol’da küçük bir dükkân açıldı:
“Meşhur Köfteci”

O gün yakılan ızgara…
Sadece köfte pişirmedi.
Bir hayatı, bir emeği, bir alın terini pişirdi.
Sarımsaksız köftesi…
Odun ateşinde kaynayan kuru fasulyesi…
Bafra pilavı…
Sabahın ilk ışığında çıkan çorbası…
Hepsi bir lezzetten fazlasıydı.
Hepsi bir hayatın özeti…
Yıllar geçti…
Bir gün kapıdan küçük bir çocuk girdi.

Sadık Boyun…
Çırak olarak…
Ama aslında kader olarak…
Hamdi Kuru onu sadece çalıştırmadı.
Yetiştirdi…
Öğretti…
Sevdi…
Sonra ne yaptı biliyor musunuz?
Onu kendi kızıyla evlendirdi…
Bir ustanın, emeğini kanına katmasıydı bu.
Bir mesleğin, aileye dönüşmesiydi…
Kiradan mülke, yokluktan varlığa uzanan yıllar geçti.
Ama değişmeyen tek şey vardı:

O ızgara hiç sönmedi…
Vefa da sönmedi…
Yıllarca tüp gazını, ilk gün kendisine el uzatan Tekin Tören’den almaya devam etti.
Çünkü bazı borçlar para ile değil, kalple ödenir.
Yıl 2006…
22 Ağustos…
Bir usta bu dünyadan göç etti.
Ama aslında gitmedi…
Çünkü bıraktığı şey bir dükkân değildi.
Bir ruhtu…
Bir emekti…
Bir terbiyeydi…
Bugün o ızgaranın başında
Sadık Boyun duruyor…

Hem yeğeni…
Hem damadı…
Hem de emaneti…
60 yıldır yanıyor o ateş…
Ve her köftede bir dua var…
Her lokmada bir hatıra…
Ve her duman yükseldiğinde, sanki göğe şöyle bir mesaj gidiyor:
“Usta… emanetin emin ellerde…”
Bazı insanlar ölmez…
Sadece görünmez olur.

Hamdi Kuru da işte onlardan biri…
Ruhun şad olsun usta…
Senin yaktığın ateş hâlâ yanıyor…


