Kapıyı Çalan Çocukluğum

Ramazan’ın 14’ünü 15’ine bağlayan o gece… Takvimde sıradan bir tarih gibi durur belki. Ama benim için, ömrümün en kıymetli hatıralarından biridir.

YAŞAM Yayın: 04 Mart 2026 - Çarşamba - Güncelleme: 04.03.2026 02:21:00
Editör - Vural Yeşilyurt
Okuma Süresi: 3 dk.
Google News

 

Ben bugün İstanbul’da iş hayatının içinde, büyük sorumlulukların gölgesinde bir insan olarak anılıyorsam; bilin ki kalbimin en saf, en temiz yanı hâlâ Bafra’nın Gökçeağaç Mahallesi’nde, o toprak kokan sokaklarda dolaşıyor.

Sele-Sepet geceleri…

İftardan sonra köy meydanındaki okulun bahçesinde toplanırdık. Elimizde gazyağı lambaları, lüksler, küçük fenerler… Işıklarımız cılızdı ama yüreğimiz pırıl pırıldı. O heyecan iki üç gün öncesinden başlardı. Çuvallar hazırlanır, tenekeden davullar yapılır, maniler ezberlenirdi.

Ve sonra kapılar çalınırdı:

“Sele sepet top kandil,
Aç kapıyı biz geldik,
Ayda yılda bir kere kapına;
Şeker, un, yağ almaya geldik…”

O kapılar sadece ev kapısı değildi.
Her kapı bir gönüldü.

Bir avuç un, biraz şeker, bir parça tereyağı…
Belki küçücük şeylerdi ama o gece bize dünyanın en büyük zenginliği gibi gelirdi. Çünkü biz istemeyi değil, paylaşmayı öğrenirdik.

Topladıklarımızla yapılan o mis kokulu un helvası… Sobanın başında karıştırılan, tereyağının kokusuyla bütün evi saran o helva… Kaşığı ağzımıza götürmeden önce “Yaşlı amcaya da götürelim, falanca teyze de yesin” dediğimiz o çocuk yüreği…

Şimdi düşünüyorum da…
Biz o gece sadece helva yemiyorduk.
Biz insan olmayı öğreniyorduk.

Gece ilerler, göz kapaklarımız ağırlaşırdı. Yorgunluktan değil; mutluluktan. Yatağa uzandığımızda bir sonraki yılın Sele-Sepet’ini hayal ederdik. İçimizde tek bir korku vardı: Büyümek…

Büyüdük.

Ama içimde o gece hiç büyümedi.

Bugün o geleneğin azaldığını görmek yüreğime dokunuyor. Çünkü Sele-Sepet sadece bir şenlik değil; bir ruh, bir kültür, bir dayanışma hikâyesiydi. O gece zengin-fakir ayrımı olmazdı. Herkes aynı maniyi söyler, aynı helvayı paylaşırdı.

Her Ramazan geldiğinde gözlerimi kapatıyorum…
Yine o okul bahçesindeyim.
Elimde fenerim, kalbimde heyecanım…
Bir kapıyı çalıyorum.

Belki de aslında çaldığım kapı çocukluğumun kapısıdır.

Allah tuttuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri kabul eylesin.
Ama en çok da; içimizdeki o temiz çocuk kalbini kaybettirmesin.

Çünkü insan memleketinden uzaklaşabilir…
Ama çocukluğundan asla.

Ahmet Kocabaş

Heyces&Newces Yönetim Kurulu Başkanı ve SAMKON Genel Başkan Yardımcısı

Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.