Kapıyı Çalan Çocukluğum
Ramazan’ın 14’ünü 15’ine bağlayan o gece… Takvimde sıradan bir tarih gibi durur belki. Ama benim için, ömrümün en kıymetli hatıralarından biridir.

Ben bugün İstanbul’da iş hayatının içinde, büyük sorumlulukların gölgesinde bir insan olarak anılıyorsam; bilin ki kalbimin en saf, en temiz yanı hâlâ Bafra’nın Gökçeağaç Mahallesi’nde, o toprak kokan sokaklarda dolaşıyor.
Sele-Sepet geceleri…
İftardan sonra köy meydanındaki okulun bahçesinde toplanırdık. Elimizde gazyağı lambaları, lüksler, küçük fenerler… Işıklarımız cılızdı ama yüreğimiz pırıl pırıldı. O heyecan iki üç gün öncesinden başlardı. Çuvallar hazırlanır, tenekeden davullar yapılır, maniler ezberlenirdi.
Ve sonra kapılar çalınırdı:
“Sele sepet top kandil,
Aç kapıyı biz geldik,
Ayda yılda bir kere kapına;
Şeker, un, yağ almaya geldik…”
O kapılar sadece ev kapısı değildi.
Her kapı bir gönüldü.
Bir avuç un, biraz şeker, bir parça tereyağı…
Belki küçücük şeylerdi ama o gece bize dünyanın en büyük zenginliği gibi gelirdi. Çünkü biz istemeyi değil, paylaşmayı öğrenirdik.
Topladıklarımızla yapılan o mis kokulu un helvası… Sobanın başında karıştırılan, tereyağının kokusuyla bütün evi saran o helva… Kaşığı ağzımıza götürmeden önce “Yaşlı amcaya da götürelim, falanca teyze de yesin” dediğimiz o çocuk yüreği…
Şimdi düşünüyorum da…
Biz o gece sadece helva yemiyorduk.
Biz insan olmayı öğreniyorduk.
Gece ilerler, göz kapaklarımız ağırlaşırdı. Yorgunluktan değil; mutluluktan. Yatağa uzandığımızda bir sonraki yılın Sele-Sepet’ini hayal ederdik. İçimizde tek bir korku vardı: Büyümek…
Büyüdük.
Ama içimde o gece hiç büyümedi.
Bugün o geleneğin azaldığını görmek yüreğime dokunuyor. Çünkü Sele-Sepet sadece bir şenlik değil; bir ruh, bir kültür, bir dayanışma hikâyesiydi. O gece zengin-fakir ayrımı olmazdı. Herkes aynı maniyi söyler, aynı helvayı paylaşırdı.
Her Ramazan geldiğinde gözlerimi kapatıyorum…
Yine o okul bahçesindeyim.
Elimde fenerim, kalbimde heyecanım…
Bir kapıyı çalıyorum.
Belki de aslında çaldığım kapı çocukluğumun kapısıdır.
Allah tuttuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri kabul eylesin.
Ama en çok da; içimizdeki o temiz çocuk kalbini kaybettirmesin.
Çünkü insan memleketinden uzaklaşabilir…
Ama çocukluğundan asla.
Ahmet Kocabaş
Heyces&Newces Yönetim Kurulu Başkanı ve SAMKON Genel Başkan Yardımcısı





