Tarım!


Bu makale 2014-07-23 13:24:39 eklenmiş ve 2701 kez görüntülenmiştir.
ŞEREF OĞUZ

Bilgi Çağı gelince, tarımı da sanayii de sanki ‘demode’ymiş gibi fazlaca küçümsedik.

 

Ancak kazın ayağı öyle değil.

 

Bilgi Çağı’nda da insanlar acıkacak. Nitekim acıkıyor da.

 

Tıpkı Sanayi Çağı’nda olduğu gibi.

 

Tarım ise ‘acıkmaya’ denk düşen tüm temel ihtiyaçların ifadesi.

 

Ancak bu tarım, şimdi algıladığımız ve ‘tu kaka’ görüp ‘nüfusun hálá şu kadarı tarımda’ diyerek, sanki kurtulmak istercesine bahsettiğimiz tarım olmayacak.

 

Teknoloji ile tarımın birleşmesinden söz ediyoruz.

 

Bir adı yok henüz ancak tekno-tarım diyenler var.

 

Peki bu alanda kim önde?

 

Aslında paradigma değişimleri sırasında, kimin önde olduğunun fazlaca önemi yok.

 

Doğal tarım, tekno-tarım, biyo-tarım gibi söylemlerden yola çıkarsak, bu alanda ‘kırk fırın ekmek yememiz gerek’ diye, kendimizi küçümseyebiliriz de.

 

Oysa bu ‘fırın sayısı’yla değil, ‘iştahla’ ilgili bir sorun.

 

Fert başına milli geliri düşük ulusların iştahının, zenginlerden az olduğunu söyleyecek bilimsel kanıt yok elimizde.

 

Türkiye, 4 mevsimi, 7 iklimi, suyu, faunası, florası ve biyo çeşitliliğiyle, ‘gelecek tarımının’ ideal topraklarına sahip.

 

Bu sahiplik, ardına ‘bilimi’ ve ‘idraki’ koymadığınızda, işe yarar mı dersiniz?

 

Sanmıyorum.

 

Tarımın bu yeni yüzünde, anlayışların değişmesi gerekiyor.

 

Ve bu anlayışın, bir geceden ötekine değişmeyeceğini de biliyoruz.

 

Sorun, ‘itip kaktığımız’ tarım sektörüne, yeni bir gözlükle bakabilmekte yatıyor.

 

Son istatistikler gösteriyor ki sanayide neredeyse tüm sektörler, geri gidiyor.

 

Çin etkisi deyin, cin çarpması deyin, yoğun rekabet deyin. Ne derseniz deyin; tarım dışında, tüm sektörlerde hem daha az ihracat yapabiliyor hem de daha az kár edebiliyoruz.

 

Tarımı, ‘yarının sektörü’ olarak görmeye başlayanlarımız, yüreğime su serpiyor. Mesela dün Odalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu; ‘Türkiye, AB’yi besleyecek potansiyele sahip, yeter ki teknoloji kullanımı artsın, köylülükle, üreticilik ayırt edilsin’ diyor.

 

Bu ‘ayırt’, yalnızca geleneksel tarımcılarımızın değil, gözünü yarına çeviren tüm müteşebbislerimiz için geçerli.

 

Ancak Türkiye’nin tarımdaki yeni çehresini, ilk şekillendirecek olan da şimdiki tarımcılarımız olacak.

 

Dün; ‘kuraklık oldu, yağmur düşmedi, sel bastı’ diyerek tüm suçu devlete ve doğaya atan tarımcı, devlet desteklemezse ‘BATARIM’ diyordu.

 

Dün; ‘taban fiyat yetmez, bu iktidar bizi ezdi’ diyerek iktidarları eleştiren tarımcı, yardım yapılmaz ise ‘ÇATARIM’ diyordu.

 

Dün; ‘bu yıl piyasa durgun, geçen yıldan voliyi vurdum’ diyen tarımcı, toprağını işlemeyerek, ürününü ıslah etmeyerek ‘YATARIM’ diyordu.

 

Ancak şimdi durum değişiyor. Bilgi ile teknoloji, tarımı da bir daha asla geri dönülmez tarzda değiştiriyor.

 

Zenginlik, bu değişimi yakalayan tarımcıların ‘baht dönencesine’ doğacak.

 

Yarın; ‘dünyanın istediği ürünü, en uygun fiyata’ üreterek ‘SATARIM’ diyen tarımcıların olacak.

 

Yarın; ‘floramı tanıyorum, faunamı biliyorum, bilgiyi toprağa ekince zenginlik biçeceğimi biliyorum’ diyen tarımcı, ülkeme, kendime zenginlik ‘KATARIM’ diyecek.

 

Yarın, ‘TARIM’ diyerek övünenlerin yüzyılı olacak.

 

Köylülük ile üreticilik arasındaki farkın artık ‘bilgi’den geçtiği ve ‘teknolojinin doğru kullanımıyla’ mümkün olduğu yakın gelecekte, hálá taban fiyat peşinde koşanların, onu besleyen toprağı anlamaya, öğrenmeye çalışmayanların aklına şaşarım.

 

Kendine yeter nadir ülkelerdeniz diye onyılları heba eden bizler, bu devrimi de kaçırmamız halinde, elin oğlunun çölde yetiştirdiği tatsız tuzsuz gıdaya bağımlı olacağız.

 

Üstelik buna sebep, ‘dış açığımız’ değil, ‘akıl açığımız’ olacak.

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Bereket Haber
© Copyright 2013 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.