Jale Eren’in Kaleminden

Tarımla uğraşanların çok büyük bir bölümü kadındır. Çiftçi kadınlarımızın sorunlarını bildiğim için bu proje benim için çok önemliydi. Çünkü ben de çiftçi bir aileden geliyorum.
Bu haber 2019-12-27 12:38:05 eklenmiş ve 885 kez görüntülenmiştir.

 

Dünden Bugüne, “Muğla Yerel Tohum Grubu”

Size önce hibrit tohumların başlangıcı ile ilgili kısa bir bilgi vereceğim. Şu sözü mutlaka duymuşsunuzdur.

“Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin.” Henry Kissinger

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1960’larda bu düşünceyle ABD’de hibrit tohumculuk zirveye ulaşmıştı. Fakat dünyada hiçbir ülke bu tohumları istemiyordu. Hibrit tohumları nasıl satabiliriz araştırmasına giren ABD’nin, Avrupa Kalkınma Planında oynadıkları açlık kartı aklına geldi ve yine aynı oyunu oynadılar; “Dünya’da bir milyar aç insan var, bunları ancak verimi yüksek tohum kullanarak doyurabiliriz” dediler ve “Yeşil Devrim” diye anılan projeyi başlattılar. 1980 yılında Türkiye de Yeşil Devrim Projesine, programına katıldı.

Türkiye yakın zamana kadar bir tarım ülkesiydi. Tarımı güçlü olan bir devlet kimseye boyun eğmez. O yüzden Atatürk; “Köylü bu milletin efendisidir” demişti. Çünkü köylü tarımla uğraşır ve üretir.

Yine aynı düşünceyle eski bir tarım bakanımız Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp şöyle diyor;

“Tarım bir milletin açlık, tokluk meselesidir. Dolayısıyla hürriyet meselesidir. Aç olan insanın hürriyetini kaybetmesi an meselesidir”.

Gerçekten de tohumu özgür olmayan bir millet asla özgür olamaz.

Hepimizin çok iyi bildiği gibi tarımın temeli tohumdur. Her bitki tohumu, insanlar gibi kendi koşullarına uyum sağlar ve yıllar geçtikçe bu tohumlarda durulmuşluk olur. Yani tekrarlanan üretimlerden sonra veya belirli çoğaltım dönemleri sonunda ilgili özellikleri değişmeksizin aynı kalır. O yüzden her yörenin bitkileri farklıdır ve olmalıdır.

Yerel tohumlarla sağlanan bu bio çeşitliliğe özellikle 1980 sonrasında uluslararası tohum şirketleri ağır darbeler indirdi. Yerel tohumları alıp, içine birkaç gen ilave ederek veya çıkartarak patentlemişler ve sahiplenmişlerdir. Örneğin bir ABD firması Hindistan’ın BASMATİ çeşidi pirincine kendi adına patent çıkararak el koymuştur.

Halbuki tohum yaşam demektir ve yaşam patentlenemez.

Hibrit tohumlarla tek tip ürün ve az çeşit yetişiyor. Bu sadece yediğimiz sebze ve meyvelerle sınırlı kalmıyor, çevredeki bitki örtüsü de değişikliğe uğruyor ve tek tipe, az çeşide dönüşüyor. Bu dünya için bir felakettir. Bu yüzden bitkilerde çeşitli hastalıklar meydana gelmekte ve zaman zaman insan ölümlerine de neden olmaktadır. Örneğin 1840 yılında İrlanda’da sadece bir çeşit patates yetiştiriliyordu. Latin Amerika’dan “patates mildiyösü” diye bir hastalık gelince 8 milyon nüfusun bir milyonu ölmüş, 1,5 milyonu da göç etmek zorunda kalmıştı. Hâlbuki çeşit sayısı çok olsaydı, birine gelen hastalık diğerlerini etkilemeyecekti.

Ülkemizde hibrit tohumlar nedeniyle gelen hastalıklara örnek verecek olursak:

Nevşehir ve Niğde’de patates kanseri geldi, ekimi 30 yıl yasak. Adana’da patateste virüsler ve ürün kaybı, mısırda çürüklük, buğdayda sarı pas ve septoria, pamukta aşırı gelişme. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün tabii.

Hibrit tohumlar yerel çeşitlere göre daha verimlidir. Ancak her ürün ve yerde görülmeyen bu verim artışı kimyasal gübrelerle sağlanmaktadır. Zaten hibrit çeşitler, hastalık ve zararlılara dirençsiz olduğundan kimyasal gübre ve ilaç kullanmak zorunlu hale gelmektedir. Nitrojen bombasını modifiye ederek böcek ilacına dönüştüren dev ecza şirketlerinin kimyasal gübre ve ilaçları, zamanla topraklarımızı cansızlaştırmakta ve öldürmektedir. Yani her yıl daha fazla kimyasal ilaç ve gübre kullanmak zorunda kalmakta, bu arada ekolojik dengeleri de bozmaktayız. Örneğin Hindistan’da topraklar ölmüştür ve nasıl canlandırırız diye çalışmalar yapılmaktadır.

Kullanılan kimyasal gübre ve ilaçlar insanlara sulardan, yediğimiz sebze ve meyvelerden geçtiği gibi, o topraklarda yetişen bitkilerle beslenen hayvanların etinden, sütünden, yumurtasından da geçmektedir. Bu yüzden insanlar başta kanser olmak üzere kısırlık, astım, Alzheimer, enzim bozukluğu, bağışıklık sisteminin zayıflaması, bazı antibiyotiklere karşı direnç ve diğer pek çok hastalığın pençesine düşmektedir. Son yıllardaki toplu arı ölümlerinin nedeni de yine bu tohumlarla yetişen bitkilerin polenlerine ve yetiştirmek için kullanılan kimyasallara bağlanmaktadır.

Araştırmalar yerel tohumlarla üretilen ürünlerin vitamin ve mineral maddeleri başta olmak üzere besleyici özellikler yönünden de hibrit tohumla üretilenlere göre çok üstün olduğunu ortaya koymuştur. ABD’de yapılan bir araştırmayla 1950 – 2000 yılları arasındaki 50 yıllık süre içinde 43 sebze ve meyvede 13 besin maddesinde besin değerlerindeki değişim incelenmiştir. Örnek olarak ıspanakta C vitaminindeki düşme oranı %52’dir. Demir oranındaki düşüşler; soğanda %56, ıspanakta ise %10’dur.Bunlar hastalıkların önlenmesinde çok önemlidir.

Küresel iklim değişimine neden olan sera gazlarındaki artışın önemli kaynaklarından biri de kimyasal ilaç ve gübrelere, fosil yakıtlara, ağır makinelere ve aşırı suya dayalı endüstriyel tarım sistemine dayanmaktadır. Hibrit tohumları yetiştirirken aşırı su kullanıldığı için pek çok yerde susuzluk yaşanmaktadır. Halbuki yerel tohumlarımız bulunduğu bölgenin ekolojik yapısına uyum sağladığı için susuz veya az su ile yetişmektedir.

Sayıları 10’u geçmeyen uluslararası tohum şirketleri üç dal üzerinde çalışmaktadır. Hibrit tohum-kimyasal ilaç ve gübre-beşerî ilaçlar. Bizler, kısır olduğu için her yıl yeniden alınan bu tohumları yüksek paralarla alıyoruz, yetişmesi için de kimyasalları alıyoruz. Hastalanınca da beşerî ilaçlarını alıyoruz. Bu kısır döngüdür. Onlar sürekli kazanırken, biz hem toprağımızdan hem sağlığımızdan hem de paramızdan oluyoruz. Bu adil değil.

Dışa bağımlı politikalar yüzünden, örneğin; -“AB’nin yoksa sizi almayız” tehdidi gibi…-2006 yılında ülkemizde GDO ithalatını denetim altına alacak “Biyogüvenlik Yasası” çıkartılmadan “Tohumculuk Kanunu” çıkartılarak toplum sağlığımız ve tarımımız küresel tarım tekellerinin eline bırakıldı. Biyogüvenlik yasası ancak 2010 yılında çıkarıldı. Tohumculuk Kanunu ile çiftçinin yerel tohumları ve bunlardan ürettiği fideleri, çiftçiler arasında değişime açık olmakla birlikte satışı yasaklandı. Yalnızca kayıt altına alınmış, patentlenmiş tohumlukların satışına izin verildi. Hükümet çiftçiye vereceği desteklerde ÇKS (Çiftçi Kayıt Sistemi)’ye kayıtlı olma şartı arıyor. Toprak mahsulleri ofislide ÇKS’ye kayıtlı olmayan çiftçinin ürününü almıyor. ÇKS’ye kayıtlı çiftçiler ise sertifikalı, patentli tohumları kullanmak zorunda. Kendi yerel tohumlarını kullanamıyor. Bu tür yasalarla hibrit tohumların desteklenmesi neticesinde tüm dünyada yerel tohumlar hızla kaybolmaktadır. Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü FAO, 1996 yılında 150 ülke raporuna göre yaptığı açıklamada dünyadaki biyo çeşitliliğin %75 oranında yok olduğunu söylemiştir. Şimdi 22 yıl sonra ise bu oran %95 oranlarındadır.

Dünya ile paralel olarak ülkemizde de yerel çeşit kaybı çok hızlanmıştır. Yerel çeşitler sadece dağ köylerinde kalmış, ova köyleri ise endüstriyel tarıma ve hibrit tohumlara çoktan teslim olmuştur.

Geleceği tehlikeye giren yerel tohumlara Türkiye’nin pek çok yerinde, çoğunluğu Ege bölgesinde olmak üzere, köylüler sivil toplum örgütleri, belediyeler sahip çıktı. Tohum şenlikleri düzenleyerek, yerel tohum merkezleri kurarak takas sistemi ile biyo çeşitliliği korumaya çalışıyorlar.

Gıda güvenliğimizin sağlanması için, sağlıklı nesiller için, çok uluslu tohum şirketlerinin tahakkümünden kurtulmak için, topraklarımızın ölmemesi için yerel tohumlara sahip çıkmak ve yaşatmak zorundayız. Ve en kısa zamanda kendi ulusal tarım politikamızı belirleyerek tarıma ve çiftçiye sahip çıkılması gerekmektedir. Eğer bu şekilde devam edersek, bir tarım ülkesi olan Türkiye’de tarım tamamen bitecek, bu konuda da dışa bağımlı bir ülke haline geleceğiz. Şu anda tarım ve hayvancılık can çekişmektedir. Tarımda yaşanan teslimiyetçi politikalar yüzünden Türk çiftçisi her geçen gün daha da yoksullaştırılmıştır. Ürünlerin hasat zamanında ithalatta gümrük vergilerini kaldırırcasına indirmesi ve çiftçi için elzem olan mazotun ve yemin çok pahalı tutulması nedeniyle çiftçi, ürettiği ürünü giderek satamaz hale gelmiştir. Bundan dolayı da köylüler tarım ve hayvancılığı bırakmakta, “bir devlet kapısına nasıl kapağı atarız” diye düşünmektedir. Halbuki çiftçiye sahip çıkılmış olsaydı bütün bunlar olmayacak ve devlet daha güçlü olduğu gibi işsizlik de azalacaktı.

Bütün bu nedenlerden dolayı ben 2012 yılının başında Muğla’da kendi yöremizdeki yerel tohumlara sahip çıkmak, üretici ve tüketiciyi bilinçlendirerek, yerel tohumlarla üretim ve tüketimi arttırmak, eski tatlarımıza ve sağlığımıza yeniden kavuşmak için “Yerel Tohum Grubu” ‘nu kurdum.

Bu çalışma grubunda 14 sivil ve resmi kuruluşla beraber çalıştık. Bu kuruluşlar şunlar: Muğla Belediyesi, Muğla Ticaret Odası, Gıda Tarım İl Müdürlüğü, Köy-Koop Muğla Birliği, Kent Konseyi, Kent Konseyi Kadın Meclisi, Ziraat Mühendisleri Odası, Cumhuriyet Kadınları Derneği Muğla Şubesi, Yörük Obaları Derneği, Çevre Geliştirme Derneği, Akdeniz Yeşilleri Derneği, Muğla Kadın Dayanışma Merkezi, Muğla Sanat Sevenler Derneği, Yerel Tohum Derneği Muğla Şubesi…

Her yıl pilot köyler belirledik ve üç yılda toplam 25 köyde

Alışma yaptık. Şubat- Nisan ayları arasında bu köylerin her birine tek tek giderek üreticileri yukarıdaki konularda bilgilendirdik. Yerel tohumları ekip biçmelerini istedik. Kimyasal ilaçları mümkün olduğu kadar kullanmamalarını istedik. Yerel tohum kullananların listesini oluşturduk. Bu konuda hazırladığım broşürleri dağıttık. Ayrıca doğal yöntemlerle bitki hastalığı ile mücadele konusunda reçeteleri içeren fotokopileri dağıttık. Doğal ilaç yapımları hakkında bilgiler verdik.

Yazın ürünleri çıktıktan sonra Haziran– Ağustos ayları arasında ziraat mühendisi arkadaşlarla tarlalarını tek tek ziyaret edip, gerçekten yerel olanların tespitini yaptık. Üreticilere yerel tohum takas şenliği hakkında bilgi verdik. Karşılaştıkları hastalıklarla mücadele konusunda yardımcı olduk.

Bu ziyaretlerimizde, artık bulmakta zorlandığımız, çoğu kişinin hiç görmediği karpuz çeşitlerinden; sarı karpuzu ve alacalı karpuzu (sarı-kırmızı) bulduk. Sarı hıyar, yerli yeşil hıyar, çok değişik kabak çeşitleri, roka, dereotu, gerdeme, turp, kişniş, maydanoz, pazı, ıspanak, lahana ve başka tohumları bulduk ve çoğalmalarını sağladık. Yine sayıları az da olsa, eski buğday çeşitlerimizden deve dişi buğday, yayla buğdayı, sarı buğday, orman yaran buğdayı ve karakılçık buğdayı yetiştiren kişileri de bulduk, bunların değerlerini anlattık. Eskilerin bahsettiği, bizim bile fazla bilmediğimiz, çok uzun hıyarın tohumunu sadece bir kişide bulabildik ve pek çok kişinin yetiştirmesini sağladık, yok olmaktan kurtuldu. Yine şimdilerde çeri domatesi diye bilinen bizim farklı isimde bildiğimiz domates çeşidini de bir kişide bulabilmiştik, onun da çoğalmasını sağladık.

Bunları yaparken konferans düzenleyerek tüketiciyi de bilinçlendirdik. Bu konuda Muğla’da epey başarılı olduk. Şimdi herkes yerel tohumlarla üretilmiş, kimyasal ilaç kullanılmamış ürünleri arıyor.

Çalışma grubu olarak insanlara bu konuda güvenilir bir nokta olması için Pazar yerinde, ziraat mühendislerinin kontrolünde, yerel ürünlerin satıldığı bir stant açtık. Belediye standın yerini verdi, Muğla Köy-Koop Birliği de standın işletmesini yürütüyor.

30 Eylül 2012 tarihinde Muğla 1.Yerel Tohum Takas Şenliğini,

01 Kasım 2013 tarihinde Muğla 2.Yerel Tohum Takas Şenliğini ve yine

01. Kasım 2014 tarihinde Menteşe 3.Yerel Tohum Takas Şenliğini gerçekleştirdik.

Bunun için eylül – ekim aylarında köylere 3. kez gittik. Tespit ettiğimiz yerel ürünlerin tohumlarından aldık. Üreticileri yerel tohum takasına davet ettik, afişlerimizi astık. Daha sonra topladığımız tohumları her üreticininki farklı bir zarfta olmak üzere küçük zarflara koyduk. Zarfın üzerine köyü, üreticisi, cinsi, yılını yazdık.

Yerel tohum takas şenliğini yaptığımız gün aynı zamanda birer panel düzenledik. Bu panelde üreticiler de kendi düşüncelerini ifade etme fırsatı buldu. Panelden sonra her üreticiye kendi tohum zarfını vererek yerel tohum takasını gerçekleştirdik. Şenlikte yöresel yemek, halk oyunları ve çeşitli stantlarımız ve köy gezilerinde çekilmiş fotoğraflardan oluşan sergimiz oldu. Ayrıca, üreticilerimize katılımcı belgesi de verdik.

Bu çalışmaları yaparken, köylü kadınları heveslendirmek için köylerde reçel ve turşu yarışması yaptım. Şartımız ise eski sistemle ve kendi ürettikleri doğal ürünlerden yapacaklardı.

Her köyün ilk üçe gireni, yerel tohum takas yaptığımız gün il birinciliği için yarıştılar. Dereceye girenlere ödüller verildi.

Yerel tohum takas şenliğini yapmaktaki amacımız yerel tohumların yaygınlaşmasını sağlamak, yerel tohumu olmayanların da bu tohumlara sahip olmasını, ekmesini sağlamak, ayrıca üretici ve tüketicide bu konuda farkındalık yaratmak, tohumumuza sahip çıkarak geleceğimize sahip çıkmaktır.

Muğla’ya belediye destekli bir “yerel tohum merkezi” kurmak için 5 yıl mücadele verdikten sonra nihayet açıldı. Burada yerel tohumlarımız, bilinçli bir şekilde çoğaltılacaktır. Geri dönüşümlü olmak şartıyla, üreticilere tohum verilecek ayrıca fide yetiştirerek dağıtılacaktır.

Ayrıca, bu çalışmaların Türkiye bazında yayılmasını sağlamak için, İzmir’de, genel merkez ve şubeler bazında “YEREL TOHUM Derneği’ni kurduk. Muğla’da ve Seferihisar’da iki şubesini açtık. Dernekler ne yazık ki insanların hırsları nedeniyle her zaman iyi yürümüyor.

Bu konuda Fethiye, Marmaris ve Ortaca ilçelerinde bu çalışmaların başlamasına önayak oldum. Her türlü bilgi ve deneyimi aktararak oralarda da çalışmaların başlamasını sağladım. Bu konuda çalışan her gruba sonuna kadar yardım ettim. Hazırladığım doğal ilaç dosyalarını herkes faydalansın diye isteyen her gruba kopya verdim. Dernek yönetimi ve grup yönetimiyle ilgili tecrübelerimi sonuna kadar paylaştım.

Bu konuda yaptığım çalışmalardan biri de facebook sayfası açmak oldu. ” Muğla Yerel Tohum Grubu”. Bunu yapmaktaki amacım hem üreticiye hem de tüketiciye hem de hobicilere bilgiler vererek bilinçlenmelerini sağlamaktır.2012 şubat ayında yerel tohumlar üzerine kurduğum kurduğum bu face grubum, bu konuda Türkiye’de kurulan ilk gruptur. Kurduğumdan beri sürekli burada soruları cevaplıyor ve ilk tohum ekiminden başlayarak, tohum alana kadar aşama aşama her konuyu anlatıyoruz. Hastalıklar için doğal yöntemlerle ilaç hazırlamayı da anlatıyor ve bütün bu konuları her isteyen yararlanabilsin diye gruba dosya olarak ekliyoruz. Bu konuda da amacımıza ulaştık. Şimdi pek çok insan bu bilgileri biliyor ve kullanıyor, birbirine aktarıyor.

 

Üç yıl yerel tohum takas şenliği yaptıktan sonra, artık başlangıçta açtığım Muğla Yerel Tohum Grubunda tohum dağıtmaya başladık. Bu yıl dördüncüsünü yaptığımız tohum dağıtımında, bize gelen ve dağıttığımız tohumlar her yıl iki katı artıyor. 2019 yılında yerel tohumlarımızın hepsini envantere koymadığım halde

ÇEŞİT SAYISI = 1.160

POŞET SAYISI =81.500

  Sayılarını bulmuştur.

Bir yıl öncesine kadar az bir destekle grubumuzda yürüttüğüm bu çalışmalara geçen seneden beri çok destek aldım. Bu destek beni hem rahatlattı hem de çok mutlu etti. Çünkü her yıl envanterimiz neredeyse iki katına ulaşıyor. Seneye 150.000 poşetin altına düşülmez biliyorum. Bu beni hem çok sevindiriyor hem de altından kalkması çok zor olduğu için korkutuyor.

Ayrıca yapılan davetli olduğumuz her takas şenliğine katıldık. Katıldığımız şenliklerde yerel tohumlarımızı dağıttık ve dağıtmaya da devam ediyoruz.

2015 yılında bu çalışmaların okullarda da olması gerektiğini düşündüm ve Milli Eğitim Müdürlüğü ile 3 yıllık "BİR TOHUM EK" projesini hazırladım. Projede olmak isteyen okullara giderek öğrencilere yerel tohumu, toprağı ve doğanın işleyişini anlattım. Çocuklara yerel tohum ektirdim. Bundaki amacım, çocuklara fasulyenin pamukta, domatesin ağaçta yetişmediğini göstermekti.

Bu arada davet edildiğim pek çok toplantılarda yerel tohumları anlattım. İnsanların dikkatini bu konuya çektim.

Şimdiye kadar anlattığım her şeyi kendi cebimden para harcayarak, beş kuruşluk dahi çıkarım olmadan sosyal sorumluluk olarak yaptım.

Geçen sene üreticilerin yoğun baskısıyla, grubumuzun da onayıyla mecburen Muğla Yerel Tohum Üretici ve Tüketici Pazarı grubumuzu kurdum. Üreticilerimizin yerel tohumdan ve kimyasal kullanmadan ürettikleri ürünlerini tüketiciyle buluşturmaya başladım. Bu grup şikâyet edilince mecburi olarak şahıs şirketine dönüştürdük. Şimdi herkese ulaşabilmek için web sayfası da var mecburi olarak. www.tohumuatadan.com

Kendi masrafını ucu ucuna çıkarıyor. Bazen açık verdiği için benim destek olmam gerekiyor. Yani orada bedava çalışıyoruz, üstüne bir de para vererek. Bakalım ne kadar hizmet verebileceğiz.

Daha yapacak çok şey var. Desteğiniz olursa hepsini gerçekleştirebiliriz.

Geleneğimize ve geleceğimize sizlerde sahip çıkın. Tohum yaşamdır, yaşam bizimdir.

JALE EREN

Muğla Yerel Tohum Grubu

ETİKETLER :
Diğer YAŞAM haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Bereket Haber
© Copyright 2013 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.